
Tatlı Krizinde Aşk
Gece yarısını çoktan geçmişti. Kerem, bilgisayar ekranına donuk gözlerle bakıyordu. Rakamlar birbirine karışmış, sunumlar anlamsızlaşmıştı. Bir anda karnı kazındı. Tatlı krizi.
Ama ofis bomboştu. Tek bulabildiği bayat bir bisküviydi.
Kapıdan dışarı çıkıp asansöre bindi, sokaklara indi. Şehrin ışıkları solmuş, rüzgar serinlemişti. Tam umudu kesmişken köşe başında ışığı hala yanan minik bir pastane gördü.
“Açık Pastane” yazıyordu tabelasında ama neon harflerin yarısı sönmüş, “Açık” yerine “Aşık” gibi görünüyordu.
Kapıdan içeri girdiğinde sıcak vanilya kokusu yüzüne çarptı. Tezgahın arkasında un tozlarıyla kaplı, saçlarını topuz yapmış bir kadın, telaşla son makaron tepsisini fırına verdi. Ismi Defne’ydi.
“Özür dilerim, kapatıyorduk ama…”
Kerem çaresiz bir gülümsemeyle: “Sadece bir şey… tatlı bir şey… kurtar beni.”
Defne güldü. “Burası tatlı krizlerinin sığınağı, şanslısınız.”
Bir tabak çıkardı, ortasına üç makaron koydu. Üstüne ince bir toz şeker serpti.
“Bu gecenin reçetesi bu: Çilek, vanilya ve biraz şans.”
Kerem ilk ısırığı aldığında gözlerini keyifle kapadı. O anda dışarıda yağmur başladı. Camdan süzülen damlalar ışıkları dağıttı, içerisi büyülü bir loşluğa büründü.
Kerem telefonuna bakmadı ilk defa. Afiyetle ve minnetle makaronlarını yedi. Defne onu tebessümle seyretti.
*
Ertesi gece Kerem, bir kez daha, işten çıkıp Defne’nin pastanesine uğradı. Defne sanki onu bekliyormuş gibi gülümsedi. Ona yeni yaptığı tatlıyı denetti.
“Bunu, tatlı krizinde gelen ilhamla yaptım.”
“Adını ne koydun?” diye sordu Kerem.
“Tatlı Krizinde Aşk.”
Kerem tatlıyı ısırırken gülümsedi:
“Tadı aramızdaki şey gibi; plansız ama unutulmaz.”
*
Kerem’in hayatında görünürde hiçbir şey değişmemişti ama her şey yavaş yavaş çözülmeye başlamıştı. Sabahları yine takım elbisesini giyiyor, lüks arabasına biniyor, holdingin dev kapısından giriyordu. Ama artık aklında rakamlar değil, Defne’nin kahkahasının sesi çınlıyordu. Sunum raporları yerine tarçın kokusunu, toplantı notları yerine fırından çıkan cheesecake’leri düşünüyordu.
Bir gün ofiste, yardımcısı bir dosya bırakırken Kerem istemsizce gülümsemişti.
Asistan şaşırmıştı:
“Bir sorun mu var efendim?”
“Yok,” demişti Kerem, “sadece aklıma biri geldi.”
O ana kadar kimsenin Kerem Bey’in güldüğünü bile duymadığı şirkette, söylentiler hızla yayılmıştı:
“Kerem Bey birine aşık olmuş galiba.”
“Pastane falan diyorlarmış.”
“Yok canım, o adam tatlı yemezdi bile!”
Ama o artık her gece o pastaneye gidiyor, Defne’yle sohbet ediyor, onun sesini dinliyordu. Defne’nin elleriyle yoğurduğu hamur, sanki onun içindeki sertliği de yumuşatıyordu.
Bir gece Defne, hamur yoğururken sordu:
“Sen hiç tatlı yapmayı denedin mi?”
Kerem gülerek başını iki yana salladı. “Benim ellerim sadece imza atar.”
Defne un torbasını ona doğru itti.
Kerem ilk kez un tuttu, elleriyle karıştırdı. Her yerine bulaştırdı. Defne kahkahalarla güldü.
Kerem o an, ona aşık olduğunu anladı.
*
Bir gece Defne pastanenin ışıklarını söndürmek üzereydi. Yağmur ince ince yağıyor, tabeladaki “Aşık Pastane” yazısı yine yanıp sönüyordu. Defne pastanenin kapısını açtığında, dışarıda bir çiçek sepeti buldu. Üzerinde bir not vardı:
“Bir zamanlar işlerim vardı. Şimdi tatlı sebeplerim.”
Bir anlık sessizlikte fırının saati tıkladı, dışarıda yağmur hızlandı. Kerem karşısında duruyordu.
“Kerem…” dedi Defne şaşkınlıkla.
“Defne… sevgilim olur musun?
Defne’nin gözleri doldu.
Elini uzattı, Kerem’i elinden tutup içeri aldı, onu ıslanmaktan kurtardı.
O anda dışarıdaki neon tabela tamamen söndü.
Camda yalnızca onların silueti kaldı: Bir adam, bir kadın ve sıcak bir öpücük.
Ve o gece, şehrin hiçbir yerinde o kadar güzel kokan başka bir şey yoktu.
Un, çikolata, vanilya ve yeni başlayan bir hikaye.








