
Gece Yasemini (2. Bölüm)
Vahşi Aşk
Dolunay yükselirken çiçekçinin içindeki yasemenler sanki daha parlak görünmeye başladı. Mina adamın gözlerine baktı. O altın renk… insana ait değildi. Ama garip olan şuydu: Korkutucu da değildi. Çünkü Mina o gözleri daha önce görmüştü. Rüyalarında. Özleminde. Yalnız gecelerinde.
Adam geri çekildi. Ellerini yumruk yapmıştı. Damarları gerilmişti. Sanki bedeninin içinde bir şey savaş veriyordu. Omuzları titredi. Nefesi belli belirsiz hırıltıya dönüştü.
“Mina…” dedi dişlerinin arasından. “Daha fazla yaklaşma.. Sana dokunursam… Kendimi durduramayabilirim.”
Ama Mina ona doğru yaklaşmaya devam etti.
“Yıllarca neden kaybolduğunu düşündüm.” sesi titriyordu. “Benden sıkıldığını sandım. Korktuğunu sandım. Başka birini bulduğunu sandım.”
Adam gözlerini kapadı. Acıyla.
“Keşke öyle olsaydı...”
Dışarıda rüzgar yükseldi. Çiçekçinin camları hafifçe titredi. Ve bir uluma daha duyuldu. Bu sefer daha yakından.
Adam bir an başını çevirdi. İçgüdüsel. Vahşi.
“Ben artık tamamen insan değilim.”
Sessizlik.
“Biliyorum...” dedi Mina.
Adam ona baktı. İlk kez gerçekten baktı. Sanki Mina’nın bunu söylemeyeceğini ummuştu.
“Dolunay beni değiştiriyor.” dedi sonunda. Sesi yorgundu. Yıllardır içinde taşıdığı sırrın ağırlığıyla yorulmuştu. “O gece seni takip eden adam… sana zarar vermek istiyordu.”
Adam gözlerini kapadı. Sanki o geceyi yeniden görüyordu.
“O yüzden ortaya çıktım. Onu senden uzaklaştırmak için.” Parmakları titredi. “Ama yalnız değildi. Benim peşimde olanlar vardı. Benim gibi olanlar. Seni görürlerse sana ulaşacaklarını biliyordum.”
Mina fısıldadı: “Bu yüzden mi gittin?”
Adam tekrar ona baktı. O vahşi güzelliğin içinde korkunç bir hüzün vardı.
“Sen normal bir hayatı hak ediyordun, Mina.” dedi. “Sabahları yanında uyanacak birini. Güneşin altında seninle yürüyebilecek birini. Seni korkutmayacak birini.” Gözleri karardı. “Ben… bir canavara dönüşüyordum.”
Durakladı.
“Bu yüzden seni kendimden uzaklaştırdım.” dedi. “Kendimi unutturmaya çalıştım.”
Mina, her şeyin başlangıcı olan geceyi yeniden hatırladı. Onu son kez gördüğü geceyi.
*
Ay ışığının ağaçların arasından süzüldüğü sessiz bir gece. Yine onu hissetmişti. Her zamanki gibi uzakta durmuştu. Gölgelerin arasında. Ama o gece Mina cesaretini toplamıştı: “Karanlıkta saklanmayı bırak.” demişti boşluğa. “Seni görmek istiyorum.”
Uzun süre ses gelmemişti. Sonra… Gölgelerin içinden çıkmıştı.
Yavaşça. Sessizce. Vahşi bir hayvan ürkekliğiyle.
Gözleri o zaman da altın gibi parlıyordu. Mina korkmamıştı. Çünkü o gözler ona hiçbir zaman zarar vermemişti.
Adam yaklaşmıştı. İlk kez bu kadar yakın durmuşlardı. Mina nefesini hissedebiliyordu artık.
“Benden korkmuyorsun.” diye fısıldamıştı adam.
“Hayır.” demişti Mina. Ve sonra onu öpmüştü.
Adam bir an ona karşılık vermişti. Elleri Mina’nın beline gitmişti. İçindeki yalnızlık ilk kez dinmiş gibiydi. Ama sonra aniden geri çekilmişti. Yine karanlıklara gizlenmişti. Bir süre sonra da tamamen kaybolmuştu.
*
Mina canavara dönüşmek üzere olan adamla aralarındaki mesafeyi kısalttı.
“İnsan sevdiği kişiyi korumak için onu tamamen yalnız bırakır mı?” diye sordu dudakları birbirine çok yakınken.
Bu soru adamın içine saplandı sanki. Gözleri karardı. Çünkü cevap veremiyordu. Çünkü yıllardır her gece onu uzaktan izlemeye decam ettiğini söyleyemezdi. Çiçekçinin ışığının yandığını gördüğünde rahatladığını. Başka biri ona fazla yaklaştığında içindeki canavarın dişlerini sıktığını… Söyleyemezdi.
Ama dayanamamıştı işte. Yine Mina'nın karşısına çıkmıştı. Yılların özlemi boğazına düğümlendi.
Mina elini yavaşça adamın saçlarında gezdirdi. Adam bir an dondu. Gözlerini kapadı. Sanki bu dokunuş onu hem iyileştiriyor hem parçalıyordu.
“Mina…” dedi boğuk bir sesle.
Ama Mina asla geri çekilmedi.
“Seni unutmaya çalıştım.” dedi sessizce. “Gerçekten denedim.” Gözleri dolmuştu artık. “Ama yağmur yağınca seni düşündüm. Dolunay çıkınca seni düşündüm. Sokakta gece yasemini kokusu duyunca seni düşündüm.”
Mina durdu ve devam etti:
“Bir insanın yokluğu… nasıl bu kadar canlı olabilir biliyor musun?” Dudakları titredi.
“Senin ne olduğun umurumda değil.” diye fısıldadı. “Altın gözlerin de umurumda değil. Dolunaylar da. Ulumalar da.” Gözlerinden yaş süzüldü. “Ben senden vazgeçemiyorum.”
Adamın içindeki canavar o an sustu.
Çünkü Mina dudaklarını onunkilere dokundurup geri çekti.
Adam titreyen eliyle Mina’nın elini tuttu.
“Benimle olmak kolay olmayacak.”
Mina hafifçe gülümsedi.
“Kolay olmasını istemedim ki.”
Adam Mina’yı kendine çekti. Bu kez öpücük daha derindi. Daha aç. Yılların özlemiyle dolu.
Bir anlığına dünya sustu. Ulumalar durdu. Rüzgar dindi. Sadece nefesleri kaldı.
Ve adam yavaşça gözlerini açtı. Altın renk kayboluyordu. Yerine yeniden o ela gözler gelmişti. Sevgiyle parlayan ela gözler.
*
Sonrasında her şey kusursuz olmadı tabii. Bazı geceler adam gitmek zorunda kaldı. Bazı dolunaylarda karanlığa karıştı. Bazen Mina onu günlerce göremedi.
Ama artık yalnız yürümüyorlardı. Ve birlikte oldukları her gece… Bir mucize gibi yaşanıyordu.
Her dolunay gecesi, o yolun sonunda iki gölge yan yana yürüyordu. Bir kadın. Bir kurt. Ve ikisinin arasında, gece yasemini kokan vahşi bir aşk.







