
Son Mektup (2. Bölüm)
Ayhan, Pelin’deki değişimi kulübe bitmeden çok önce fark etmişti. Gözleri bazen bir yere takılı kalıyor, gülüşü yarım kalıyor, dokunduğunda eli sanki vedayı hatırlıyordu.
Bir akşam, güneş bahçenin arkasına çekilirken Pelin durdu. Artık saklayamayacağını biliyordu.
“Ben buraya ait değilim,” dedi.
“Ben… gelecekten geldim.”
Ayhan bir an hiçbir şey söylemedi. İnanmadı demek doğru olmazdı; çünkü kalbi zaten bunu biliyordu.
“Biliyorum,” dedi sonunda.
“İnsan sevdiğinin zamanı olmadığını… önce içinden anlıyor.”
O günden sonra hüzün ikisinin de yanında yürümeye başladı. Ama bu konu hakkında konuşmadılar. Kulübe tamamlanana kadar geçen günler, hayatlarının en güzel ve en acı günleri oldu. Sabahları birlikte uyanıyor, akşamları bahçede susarak oturuyorlardı. Bazen de birlikte güldüler. Bilerek, isteyerek… aşık oldular. Sanki zaman, onlara bir veda için fazladan günler vermişti.
Kulübe tamamlandığı gün, hava olağanüstü sakindi. Ayhan anahtarı Pelin’in avucuna bıraktı.
“Artık senin,” dedi.
“Beni hatırladığın her yer gibi.”
Pelin bir şey söylemedi.
Ayhan’a döndü, onu öptü. Uzun. Sessiz. Son bir öpücük.
Sonra kulübenin kapısını açtı. İçeri girdiğinde…
Her şey eskidi. Tahtalar çürük, pencereler kırık, boyalar kuruydu. Zaman onu geri almıştı. Pelin dizlerinin üzerine çöktü. Ağladı. Uzun süre.
Günler geçti. Aylar. Yıllar. Toparlanamadı.
Ve o sırada, başka bir zamanda…
Ayhan her gün Pelin’e mektup yazdı. O mektupların zamanı yoktu. Çünkü onun için Pelin, gelecekte değil; kalbindeydi. Her mektup bir “bugün de seni sevdim” cümlesiydi. Her satır, elinden kaçan ama kalbinden hiç çıkmayan bir aşktı. Yazdı. Yazdı. Yazabildiği sürece.
Son mektubu yarım kaldı. Mürekkep kurudu. Ayhan sustu.
Pelin eski kulübeye girme cesareti gösterdiğinde kutuyu bir kez daha açtı. Ve o an anladı. Mektuplar hiç geklmeyen, gelmesi artık mümkün olmayan bir kadına yazılmıştı. Yani ona.
Pelin bir mektubu göğsüne bastırdı. Artık biliyordu: Ayhan onu hayatında tutamadı. Ama zamanın içinde sabitledi.
Bu aşk, yarım kalmamıştı. Sadece zamana sığmamıştı.
*
Ayhan’ın Son Mektubu
Sevgilim,
Bugün seni yazamayacağımı sandım. Ama insan, sevdiğini yazmadan da anlatabiliyormuş. Seni tanıdığım gün, kalbim yanlış bir zamana ait olduğunu biliyordu. Yine de seni sevdim. Eğer bir gün bu satırları okursan bil ki ben seni hiç beklemedim.
Seni olduğun yerde sevdim.
Ve bu, bana yetti.
Ayhan, 1940







