
Camdan Kalp
Bir zamanlar, unutulmuş bir atölyenin kalbinde yaşayan genç bir adam vardı: Aras. Onu yaratan usta, incecik ruhunu yansıtacak bir beden yapmıştı ona. Ama bu beden, demirden değil, camdan oluşuyordu. Güneşe tutulduğunda gökkuşağı saçıyor, ay ışığında kristal gibi parlıyordu.
Cam beden yüzünden kimse ona yaklaşmaya cesaret edemiyordu. İnsanlar onun kırılgan olduğunu düşünüyor, en küçük dokunuşta parçalanacağını sanıyordu. Aras da bu yüzden yalnız kalmış, kendi yaptığı heykellerle konuşmaya başlamıştı.
Ta ki bir gün atölyesine, bedeni boya lekeli, saçlarına sabah rüzgarı sinmiş bir kız girene kadar. Defne ressamdı. Renklerin kırılganlığında güzellik bulan bir kalbi vardı. Aras’ı görünce gözleri büyüdü.
“Bedenin…” dedi fısıldayarak, “ışığı yakalıyor. Ne kadar… güçlü.”
Aras şaşırdı. Daha önce kimse camın gücünden söz etmemişti.
“Kırılabilirim,” dedi sessizce.
“Kırılmak seni zayıf yapmaz,” diye karşılık verdi Defne. “Kırıldığında bile ışığı yansıtıyorsun.”
Böylece birlikte vakit geçirmeye başladılar. Defne fırçasıyla onun cam bedenini resmederken Aras narin dokunuşlarıyla şeffaf şekiller yaratıyordu. Cam bedeniyle gökyüzünün desenlerini çizer gibi dokundu bulutlara.
Zamanla fark ettiler ki camın kırılganlığı aslında en saf gücün simgesiydi. Çünkü cam hem ışığı geçirir hem de kendi rengini verir. Aras bedenini saklamayı bıraktı.
Bir gün Defne şöyle dedi:
“Senin gücün, sevdiğin her şeyi cam bedeninin ardında korumaya alman. Bu dünyada kaç kişi böyle güce sahip?”
O anda Aras’ın içindeki yalnızlık, cam gibi çatırdayıp kırıldı. Yerine doğan şey, sevginin dayanıklılığı oldu.








