
Sakura Mevsimi (2. Bölüm)
II
Sonraki sabah Ren gelmedi. Bir dalın altına küçük bir mektup bırakmıştı:
“Hani bana bir gün, ‘Neden hep burada oturuyorsun?’ diye sormuştun ya?
Çünkü ben buradayım… ben bu ağacım. Çok eskiden… kalbi olmayan bir adamdım. Sevgiye inanmadım, kalpleri kırdım. Bir gün Tanrı bana bir ceza verdi: ‘Sen sevgiye kök salmadın. O halde kök salmayı öğren.’ Böylece bir ağaca dönüştüm. Yalnızca bu baharda, sakuralar açtığında yeniden insan suretine bürünebildim. Görevim… bir kalbe sevgiyi hatırlatmaktı. Biri yeniden sevmeyi öğrenirse, ben de ışığa dönüşüp huzur bulacaktım…”
Tam o anda Hina’nın kalbinden yıllardır bastırdığı bir şey koptu. Ağladı.
“Gitme,” diye seslendi boşluğa, belki Ren sesini duyar da tekrar gelir diye. “Sana anlatmam gereken şeyler var. Seni tanımak istiyorum.”
Gözyaşlarına hakim olmaya çalışarak mektubun kalan son kısmını da okudu:
“Eğer beni gerçekten görmek istersen, son yaprak düşmeden önce burada ol.”
Ertesi gün yağmur başladı. Yapraklar dökülüyor, gökyüzü ağlıyordu. Hina koştu, nefesi kesilene kadar. Ağacın altına vardığında son düşen yapraklara gömülmüş bir Polaroid fotoğraf buldu:
Ren’in ona son gösterdiği fotoğraf. Beyaz bir ışık. Aam bu sefer beyaz bir ışıktan fazlasını gördü.
Bir anlığına çevresinde pembe bir ışık yayıldı. Ren’in bedeni sakura yapraklarına dönüştü, rüzgarla savruldu. Gülümseyen, huzurlu, ışığa dönüşmüş bir yüz. Hina gözlerini kapattı, yağmurun ve nazik bir elin yanağına değdiğini hissetti.
“Sevgi hala burada.” diye geçirdi içinden. “Beni terk etmedi.”
O yıldan sonra, her bahar geldiğinde Hina aynı ağacın altına gider, o fotoğrafı çıkarırdı. Ve rüzgar estiğinde, dalların arasından binlerce pembe yaprak düşerdi. Kimi saçına, kimi kalbine konardı. Her biri Ren’in fısıltısı gibiydi:
Ve her defasında sanki ağaç ona aynı soruyu sorardı:
“Işığın kalbini bulabildin mi?”
“Evet,” derdi. “Seninle aynı anda açtım.”
Ve böylece bahar hiç bitmedi.








