
Şarkı Bitmesin (Final)
Şarkı Bitmesin
Hayat o kadar hızlı aktı, Aurora o kadar hızlı yükseldi ki o yağmurlu günden sonra uzun bir süre buluşmadılar. Ne gizli mesajlar, ne telefon konuşmaları… hiçbir şey.
Ji-woon söz vermişti kendine: Onu korumanın tek yolu, ondan uzak durmaktı. Ama bazı aşk hikayeleri hiç susmaz.
Minji her gece radyoda Aurora’nın yeni şarkılarını dinlerken Ji-woon’un sesinde bir şey fark etti. Bir cümle, bir vurguda sanki ona dokunuyordu.
“Yağmurda bulduğum o sıcaklık hala ellerimde,” diyordu birinde.
“Kalabalıkta bile gözlerin yankılanıyor,” başka birinde.
Şarkıların arasında gizli bir dil vardı, sadece ikisinin anlayabildiği bir dil.
Minji her yeni albümde, satır aralarında kendi adını duyar gibi oluyordu. Ve Ji-woon her konserden önce mikrofonu tutarken o ilk geceyi hatırlıyordu: On binlerce ışık, binlerce ses… ama sadece bir çift göz.
Zaman geçti.
Bir akşam Minji, televizyonun karşısında sessizce oturuyordu. Ji-woon ödül almıştı. Sahneye çıktı, gülümsedi, mikrofonu eline aldı. Teşekkür konuşmasında yalnızca bir cümle kurdu:
“Bazen en sessiz şarkılar, en yüksek sesle söylenir.”
Minji’nin gözlerinden yaşlar aktı. O cümlenin içinde, bütün hikayeleri saklıydı.
*
O gece yağmur vardı. Ji-woon kuliste sessizce otururken menajeri eline bir zarf verdi:
“Bu az önce geldi. Hayran mektubu sanırım.”
Zarfta tanıdık bir el yazısı vardı. Sadece şu iki cümle yazıyordu:
“O geceki kahvenin kokusu hala burnumda. Ben her zaman kalabalıkların arasında seni dinliyorum.”
O kadar zaman sonra bile, o satırda Minji’nin nefesi vardı.
Konser başladı. Kalabalık coşkuyla bağırıyordu. Son şarkıya geldiğinde Ji-woon durdu. Bir süre mikrofonu sessizce tuttu.
“Bu şarkıyı ilk dinleyen kişi, belki şu an burada,” dedi. Ve “Her Whisper, You” başladı.
Ama bu kez şarkının ortasında, seyircilerin arasında bir hareketlenme oldu. Arka sırada biri öne geldi. Ji-woon o an o gözleri tanıdı.
Sözleri unuttu, müzik durdu. Bir anda herkes sessizleşti. Ji-woon mikrofonu bıraktı, sahneden indi. Koridorun ortasında, binlerce insanın arasında yürüyüp Minji’nin önünde durdu. Kimse konuşmadı.
Minji fısıldadı:
“Uzun zamandır bizi şarkılardan dinledim.”
Ji-woon başını eğdi, gülümsedi.
“Ve ben bizi hep o şarkılarda buldum.”
Kalabalık alkışlamaya başladı ama ikisi sadece birbirine baktı. Zaman yine durdu, tıpkı o ilk geceki gibi.
Ji-woon elini uzattı.
“Artık şarkı bitmesin,” dedi.
Minji tereddüt etmeden elini tuttu.
Ve sahne ışıkları yeniden yandı.
Epilog
O sabah Minji işe gitmek yerine başka bir yola sapmıştı. Köşedeki eski kahveciye girdi. Orası Ji-woon’la buluştukları yerdi.
Kahve aynı kokuyordu. Masaya oturdu, ellerini bardağın etrafında birleştirdi. Bir an için geçmişi duydu; Ji-woon’un gülüşünü, bardaktaki buharın arasına karışan o ilk “Merhaba”yı.
Sonra kütüphanedeki günü hatırladı. Kapanıştan sonra Ji-woon gizlice gelmişti, kitapların arasına saklanmışlardı. Sessizce gülmüşlerdi, kimse duymasın diye fısıldaşmışlardı. Ve o fısıltıların arasında dünyanın en sessiz, en gerçek öpücüğünü paylaşmışlardı.
Şimdi o anıların hepsi bir anda dönüp kalbine doldu. Minji artık kaçmadığını fark etti. Onu hala sevdiğini…
Kahvesini bitirdi, derin bir nefes aldı. Dışarı çıktı. Elinde bilet yoktu ama kararı vardı.
“Onu bir kez daha görmeliyim,” dedi kendi kendine.
Artık hazırdı. O gece kalabalığın arasında olacaktı.








