
Kuzey Işıklarının Fısıltısı
Kışın en sessiz gecelerinden biriydi. Kar henüz yağmayı bırakmıştı; dünya, pırıl pırıl kristallerle kaplı bir masal diyarı gibi görünüyordu.
Elara boynunda yün atkısı ve elinde buharı tüten sıcak çikolatasıyla kuzeyin sonsuz karanlığında yürüyordu. Her yıl bu dönemde yaptığı gibi. O, bir geleneği sürdürüyordu: Kuzey ışıkları göründüğünde bir dilek dilemek.
Çünkü çocukken büyükannesi ona şöyle söylemişti: “Aurora, gökyüzünde dans ederken kalbinden geçen her şeyi duyar. Hangisi gerçekten senden ise onu sana geri yollar.” Bu yüzden Elara bu ritüeli hiç bırakmamıştı.
Bu yıl kalbi yine aynı kelimeyi tekrar ediyordu: “Aşk.” Henüz dileğe dönüşmemiş, sessiz ama inatçı bir istek.
Tam o sırada uzaktan biri yaklaştı. Bir kamerayı boynuna asmış, üzeri kar taneleriyle süslenmiş kahverengi kabanlı bir adam. Gülümsedi.
“Kusura bakma,” dedi, “yanlışlıkla rota değiştirdim. Burada kuzey ışıklarını izlemek için en iyi noktayı arıyorum.”
Elara şaşkınlıkla ve titremesine engel olamayarak başını eğdi.
“Burası,” dedi. “İnsanlar bilmez ama ışıklar en çok burada parlıyor.”
Adam kahkaha attı. Sıcak, güven veren, eve benzeyen bir sesle:
“O zaman iyi ki kalbimin sesini dinlemişim.”
Bu söz Elara’nın içini ezdi; ne soğuktandı ne de rüzgardan.
Bir süre konuşmadan sadece gökyüzüne baktılar. Sessizlik rahatsız edici değildi, aksine sanki ikisi arasında yıllardır eksik bir şey sonunda yerine oturuyormuş gibiydi.
Sonunda gökyüzü kıpırdadı. Yeşiller… morlar… pembe şeritler… Gökyüzü bir ressamın fırçasıymış gibi hareket etti.
Elara’nın ıslak gözleri Riven’deydi. Riven ısıldadı:
“İşte başlıyor…”
Riven kamerayı çıkarmadı. Fotoğraf çekmedi. Sadece izledi. Elara’nın kalbi nefes almayı unutmuştu.
Sonra -tıpkı bir yıldızın düşmeden önce parladığı gibi- kuzey ışıkları daha da güçlendi. Gökyüzü sanki onların tek şahidiymiş gibi dans ediyordu.
Ve tam o anda… Riven elini Elara’nın eline koydu. Dokunuş hafifti ama etkisi derindi.
“Dilek diledin mi?” diye sordu.
Elara umutlu ıslak gözleriyle başını salladı.
“Belki.”
Sonra cesaretini topladı:
“Ya sen?”
Riven ona döndü, gözlerinden ışıkların renkleri yansıyordu.
“Gerçek aşkı bulmanı diliyorum,” dedi.
Elara ne diyeceğini bilemedi. Gözlerinden yaşlar boşandı.
“Artık benim yasımı tutmayı bırak. Beni kalpten dilediğin için buraya geldim. Ama artık hayatını yaşamalısın. Mutlu olmanı diliyorum. Çok sevilmeni…”
“Zaten çok seviliyordum, seni kaybetmeden…”
Riven onu kendine çekip nazikçe öptü. Kar onların etrafında sessizce dans etti.
Kuzey ışıkları yıllar boyunca beklemiş iki kalbi sonunda bir araya getirmişti. Riven ışıkların arasına karışıp, gözden kaybolmadan önce Elara onun ellerini son kez tutabilmişti.
O gece kuzey ışıklarının gerçek fısıltısı şuydu:
“Bazı aşklar dilek değildir… Sonsuz bir kabulleniştir.”








