
Benim Korkunç Sevgilim
Şehrin unuttuğu sokakların altında, haritalarda adı bile geçmeyen bir araştırma tesisi vardı. Duvarları küf tutmuştu; pas, tuz ve sessizlik kokardı.Bodrum katında, kilitli bir bölüm vardı. Haritalarda “arşiv” diye geçerdi ama kimse dosya saklamazdı orada. İçinde canavar dedikleri şey tutuluyordu.
Marianne, bu tesiste gece vardiyasında temizlik yapıyordu. İnsanların görmediğini görmeye alışmıştı.
Onu ilk gördüğünde korkmamıştı Marianne. Çünkü canavar ona bakmamıştı. Başını eğmişti. Sanki utanıyormuş gibi.
Derisi çatlak gibiydi, sanki içinden bir şey dışarı çıkmak istiyormuş gibi. Omuzları orantısız, sırtı kemiksi çıkıntılarla doluydu. Yüzü… yüzü bir rüyada hatırlanan ama uyanınca korkulan bir yüze benziyordu. Gözleri ise her şeyi mahvediyordu. Çünkü gözlerinde şiddet yoktu.
Marianne ona ilk kez yemek götürdüğünde, canavar ayağa kalkmadı. Saldırmadı. Sadece başını eğdi. Bu hareket… Nazik bir teşekkür gibiydi.
Böylece Marianne bu ilginç varlığı görmek için kilitli kapının önüne her gece biraz daha uzun süre oturmaya başladı. Konuşmadı. Canavar da. Ama aralarında görünmez bir çizgi oluştu. Sessizlikleri aynı tempoda atıyordu.
İlk temasları yanlışlıkla oldu. Marianne eldivenini düşürdü. Canavar onu yavaşça aldı, parmaklıkların arkasından uzattı. Parmakları Marianne’nınkine denk geldi.
Geceler ilerledikçe Marianne ona kitaplardan cümleler okumaya başladı. Masallar, yarım kalmış şiirler, kimsenin sevmediği karakterler… Canavar her cümlede biraz daha dik durdu. Omuzları hala çirkindi belki ama artık onları taşıyordu. Canavar onu dinliyordu. Onu önemsiyordu.
Bir gece Marianne parmaklıkların arasından elini uzattı. Canavar dondu. Sonra çok yavaş elini uzattı. Dokunmadı. Durdu. İzin istedi. Marianne başını salladı. Temas yıldırım gibi değildi ama cıcaktı. Ağırdı. Kaçınılmazdı. Canavarın derisi pürüzlüydü ama altında bir kalbi vardı.
Mariaenne parmaklıklara yavaşça yaklaştı. Canavar da ona. Canavar eğildi. Onun gözlerinin içine baktı. Marianne hiç düşünmeden dudaklarını uzattı. Canavar ilk başta anlamadı. Ama onu izlemeyi seviyordu. O da aynısını yaptı. Dudaklarını onunkilere değdirdi. Sonra irkilip geri çekildi. Marianne güldü. Tekrar yaklaşan canavarın haline daha çok güldü. Bu ıslak ama tutkulu bir öpücüktü.
Ertesi gün tesiste karar alınmıştı. “Denek başarısız. İmha edilecek.”
Marianne o gece anahtarları çaldı. Kapıları açtı. Alarmı susturdu. Canavar serbest kaldığında, odanın tamamını doldurdu. Gerçekten korkunçtu artık.
Ama Marianne’nin önünde diz çöktü.
Marianne onun yüzüne dokundu.
“Git,” dedi.
Kalbi “kal” diyordu. Canavar gitmedi. Gitmemeyi seçti. Tıpkı bir insan gibi.
Canavar ayağa kalktı. Onu kollarına aldı. Birlikte kaçtılar. Şehrin terk edilmiş bölgelerine. Kimsenin bakmadığı yerlere. İnsanların ışık yakmaktan vazgeçtiği sokaklara doğru.
Şimdi söylentiler var.
Gece yürürken bir gölge görürsen belki bir canavardır. Belki de bir insan. İlk kez sevildiği yerde insan olmayı bırakan bir insan.







